Canlilarda Destek Ve Hareket Sistemleri
CANLILARDA DESTEK VE HAREKET SİSTEMLERİ

I . CANLILARDA DESTEKLEYİCİ YAPILAR

İskelet ve kas sistemi , canlıların kendilerine ait şekillerini koruyan ve hareketlerini sağlayan sistemlerdir.Bu iki sistemin bulunduğu canlılar özellikle omurgalılardır.İskelet sadece hareketi sağlamakla kalmaz ,ayrıca vücudun dayanıklılığını da artırır . Kaslar ise canlıların aktif yer değiştirmelerine yardımcı olur.
Bir hücreli canlılarda , insanlarda ve hayvanlarda bulunan gelişmiş yapılı hareket organları
yoktur.Bunlarda hareket ; sitoplazma veya hücre zarından oluşan bazı özel yapılarla sağlanır. Hareketin gerçekleştirilmesi ya bulunulan ortamla pasif olarak , yada özel yapılarla aktif olarak sağlanabilir.

A . PASİF HAREKET

Bu çeşit harekette , canlı yer değiştirmek için kendi enerjisini kullanmaz . Bulunduğu veya
yaşadığı ortamın hareket etmesiyle, hareket sağlanmış olur . Örneğin ; bir çok bakteri ve tek hücreli canlı yaşadıkları suyun hareketi ile yer değiştirebilir.

B . AKTİF HAREKET

Bazı bir hücreli canlılarda ise, hareketin sağlanmasında hücre zarından oluşturulan özel yapılar kullanılır. Bu şekilde, canlının bir uyarana bağlı olarak, ve enerji harcayarak yer değiştirmesine taksis (göçüm) denir. Taksis hareketleri; yalancı ayaklar, siler veya kamçı kullanılarak gerçekleştirilebilir.
Yapılan hareket uyarının yönüne doğru ise pozitif taksis, uyarının zıt yönüne doğru ise zıt taksis adını alır. Örneğin; öglenanın ışığa doğru gitmesi pozitif fototaksis, amipin ısı kaynağından uzaklaşması negatif termotaksis, paremesyumun besin kaynağına doğru gitmesi ise, pozitif kemotaksis olarak adlandırılır.
*Amipsi hareket: Kök ayaklılar grubunda incelenen amip gibi bazı bir hücrelilerde , sitoplazmada bulunan ve kasılıp gevşeme özelliğine sahip olan proteinler sayesinde, yalancı ayaklar oluşturulur . Bu şekilde oluşturulan yalancı ayaklar sayesinde, besinlerin alınması ve organizmanın yer değiştirmesi sağlanır . Yalancı ayak oluşturma, insan vücudundaki akyuvarlarda ve yine bir protist olan cıvık mantarlarda da görülür.
* Sil hareketi: Terliksi hayvan (paramesyum) gibi bir hücreli canlılarda görülür. Bunlarda hücre yüzeyinden çıkan çok sayında küçük sil, birlikte hareket ederek canlının yer değiştirmesini sağlar.
* Kamçı hareketi: Öglena ve bazı bir hücrelilerde, bazı bakterilerde sperm hücrelerinde hücre zarından uzanan bir veya birkaç tane kamçı ile hareket sağlanır. Protein yapılı olan kamçılar, su içinde burgu hareketi yaparak, canlının yer değiştirmesini sağlar.

Bir hücreli canlılarda, gelişmiş yapılı destek sistemleri bulunmaz. Ancak paramesyum ve öglena gibi bir hücrelilerde, pelikula denilen bir zar kalınlaşması bulunur. Bazen pelikulann yapısında kalsiyum ve silisyum minerallerinin birikmesiyle sert bir kabuk oluşur. Süngerlerde iç iskelet, spikül denilen yapılardan oluşur. Bunlar, kalsiyum karbonat ve silis gibi inorganik ve spongin gibi organik maddeden oluşan küçük yapılı iğne şeklinde kemiklerdir.Bu iğneler süngere, desteklik sağlayan bir iç iskelet olarak görev yapar. Derisi dikenlilerde, iskelet birbirine bağlanmış plakalardan meydana gelir. Bu plakalar üzerinde dikenler bulunur.







Hayvanlarda İskelet Sistemi

Hayvanlarda görülen iskelet iç ve dış olma üzere iki tiptir. Vücudu dış kısımdan örten ve destekleyen iskelete dış iskelet, iç kısımda bulunanlara da iç iskelet denir.

a.Dış iskelet: Bir hücre veya özel hücre grubunun salgıladığı organik ve inorganik maddelerden meydana gelir. Dış iskeletin üzerinde hiçbir vücut örtüsü bulunmaz. Kaslar iskelete içten bağlanmıştır. Vücut için iyi bir koruyucu olan dış iskelet karada yaşayan organizmalarda fazla su kaybını önler. Dış iskelet esnek bir yapıya sahip olmadığı için, eklem bacaklılarda büyüme sırasında zaman zaman değiştirilir.
b. İç iskelet: Vücudun içinde bulunur. Kaslar iskelete dıştan bağlanmıştır. Üzeri çeşitli vücut örtüleri ile örtülmüştür. Omurgalılarda çok iyi gelişmiş bir iç iskelet vardır.

Köpek balıklarında iç iskelet kıkırdaktan ibarettir. Bu iskelet bütün hayat boyunca kemikleşmeden kalır. Diğer omurgalılarda ise embriyo döneminde kıkırdak dokusundan oluşan iç iskelet daha sonra kemik dokuya dönüşür.

II . İNSANDA İSKELET SİSTEMİ

Omurgalıların çoğunda ve insanda iskelet vücudun çatısını oluşturur. İskelet aynı zamanda kaslara
bağlanma yüzeyi sağlayarak hareket sistemine de yardımcı olur. İskeleti meydana getiren kemikler organizmaların ihtiyacı olan bazı temel mineralleri depo eder.
Diğer taraftan, kemikler bir kısım kan hücrelerinin kırmızı kemik iliğine sahiptir. Vücuttaki kemiğin bir kısmı bağ dokusundan, bir kısmı da kıkırdak dokusundan gelişir. Organizmanın hayatı boyunca bir taraftan kemik yapımı devam ederken diğer taraftan da yapılan kemikler yıkılır. Büyüme çağından yapım yıkımdan daha fazla olduğundan kemikler uzar ve kalınlaşır. Orta yaşlılarda kemik yapım ve yıkımı denge halindedir. Yaşlılarda ise yıkım yapımdan daha fazladır. Bu nedenle kemikler gözenekli bir hal alır ve kolaylıkla yıkılabilir.

1 . Kemiklerin yapısı

Kemiklerin yapısında, %25 su, %45 inorganik madensel tuzlar(kalsiyum fosfat, kalsiyum karbonat,
magnezyum fosfat az miktarda sodyum ve demir) ve %30 organik maddeler bulunur. Madensel tuzlar
kemiğe sertlik kazandırır. Organik maddeler ise esnekliği sağlar.
Yaş ilerledikçe tuzların kemikte birikme oranı yükselir ve kemiğin sertleşmesini sağlar. Bundan dolayı çocuk ve gençlerde kemik elastiki yaşlı insanlarda ise sert ve kırılgandır.
Canlı kemik hücrelerine osteosit ve bu hücreler tarafından salgılanan ara maddeye osein denir. Bu iki yapı kemik yapısını meydana getirir. Osein protein yapıda bir ara maddedir. Kemikler yapıları yönüyle iki kısma ayrılır.
a . Sıkı kemik dokusu : İskeleti oluşturan bütün kemiklerin dış yüzeyi ile uzun kemiklerin gövdesi,, sıkı kemik dokusundan meydana gelir. Bu doku iç içe daireler halinde sıralanmış lamelli yapıdadır.
Lamellerin ortasında kan damarları ve sinirlerin geçtiği havers kanalı bulunur. Havers kanalındaki kan damarlarından osteositlere besin ve oksijen iletilirken artık maddeler aynı yoldan geri alınır. Havers kanallarını birbirine bağlayan kanallara da volkman kanalları denir.
Ortasında havers kanalı, etrafında halkasal kemik hücreleriyle aralarını boşluk bırakmadan doldurmuş ara maddeden yapılmış lamelli birimlere havers sistemi denir.
b . Süngerimsi kemik dokusu : Kırmızı kemik iliği ve düzensiz boşlukların bulunduğu ince kemik lamellerinden oluşmuştur. Sıkı kemiğe oranla daha yumuşaktır. Uzun kemiklerin baş kısmı ile diğer kemiklerin iç kısmında bulunur.






2 . Kemik Çeşitleri

İnsan iskeletini oluşturan kemikler uzun, yassı ve kısa kemikler olmak üzere üç şekilde
gruplandırılır.

a . Uzun kemikler : Kol ve bacaklarda bulunur. İki uçtaki şişkin kısma baş, iki baş arasında kalan kısma gövde adı verilir. Uzun kemikte en dışta kemiğin enine büyümesini ve onarılmasını sağlayan kemik zarı ( periost ) vardır. Uzun kemiğin baş kısmında, dışta ince bir tabaka halinde sıkı kemik dokusu, ortada süngersi kemik dokusu bulunur. Gövde kısmı ise tamamen sıkı kemik dokusundan yapılmış olup, ortasında kanal şeklinde bir boşluk yer alır. Bu kanalın içini sarı kemik iliği doldurur.
Uzun kemiğin baş kısmı ile gövdesi arasında kemiğin boyuna uzamasını sağlayan kıkırdak dokudan yapılmış bir tabaka bulunur. Bu tabaka bir süre kemiğin boyuna uzamasını sağlar ve daha sonra kemikleşir. Bundan sonra kemiğin uzaması eklem kıkırdağı tarafından devam ettirilir.
b . Yassı kemikler : Göğüs, kafatası, kalça ve kaburga kemiklerinden meydana gelmiştir. Bu kemikler dıştan kemik zarı (periyost) ile sarılıdır. Kemik zarının altındaki sıkı kemik dokusu ve bunun ortasında da süngersi kemik dokusu yer alır. Yassı kemiklerde sarı kemik iliği bulunduran kanal yoktur. Sadece kırmızı kemik iliği bulunur.
c . Kısa kemikler : El ve ayak bileklerinde bulunur. Bu kemiklerin en, boy ve kalınlıkları yaklaşık birbirine eşittir. Şekil bakımından farklı olmamakla beraber, yapı bakımından yassı kemiklere benzerler. Kısa kemiklerde kemik kanalı yoktur. Süngersi dokuda kırmızı kemik iliğine rastlanır.

3 . Eklemler

Eklemler iki kemiğin birleştiği yerlerde meydana gelir. Eklemler hareketsiz, az hareketli ve hareketli olmak üzere üç gruba ayrılabilir.

a . Hareketsiz eklemler (Oynamaz) : Kafatası gibi iskeletin hareket etmeyen kısımlarındaki kemiklerde görülür. Eklemleşen kemikler çok sıkı bir şekilde birbirine testere gibi girinti ve çıkıntılarla bağlanmışlardır. Bağlanma kemik uzantılarının birbiri içerisine iyice sokulmasıyla oluşur.
b . Az hareketli eklemler (Yarı Oynar) : Omurgadaki doğrulma ve bükülme hareketleri gibi kemiklerin kısıtlı hareket etmesini sağlayan eklemlerdir. Az hareketli eklemlerden oluşan omurgada, omurlar arasında kıkırdak dokusu bulunur. Bunların esnekliğine bağlı olarak kısıtlı hareket meydana gelir.
c . Hareketli eklemler (Oynar) : Vücudun en çok hareket eden kısımları olan kol ve bacaklarda bulunur. Eklemleri oluşturan kemik uçları bağ dokusundan meydana gelmiş ortak bir kapsülle çevrilmiştir. Kapsülle eklem arasındaki boşluk eklem boşluğudur.
Eklem kapsülünün iç yüzeyi ince bir zarla örtülmüştür. Bu zar yumurta akına benzeyen bir salgı meydana getirir. Eklem boşluğunda toplanan bu sıvı ( eklem sıvısı ) eklem uçlarının kayganlığını sağlar.
Ayrıca kemiklerin eklem yüzeyleri eklem kıkırdağı ile örtülüdür ve bir kemikten diğerine uzanan bağ dokusundan meydana gelmiş eklem bağları bulunur. Bütün bu yapılar ekleme sağlamlık ve kolay hareket etme özelliği kazandırır.

4 . İskeletin Bölümleri

İskeletin yapısın oluşturan bütün kemikler; baş, gövde ve üyeler iskeleti olarak ayrılan, üç bölümü meydana getirirler.

a . Baş iskeleti :
İskeletin bu kısmında kafatasını oluşturan kemikler ve yüz kemikleri bulunur. Kafatası beyin ve kısımlarının korunmasını sağlar.

Bu yapıyı oluşturan kemikler, birbirine sıkıca bağlıdır. Kemiklerin arasında sadece omurilik ve sinirlerin çıkmasını sağlayan delikler bulunur.
Kafatası, alın, yan kafa, şakak, art kafa kemiği, temel ve kalbur kemiklerinden oluşur. Yüz kemikleri ise; tırnakçık, elmacık, burun, sapan, boynuzcuk, damak, üst ve alt çene kemiklerinden meydana gelir. Bunlardan alt çene kemiği şakak kemiğine bağlı ve hareketlidir.

b . Gövde iskeleti :
İskeletin bu kısmı, omurga, göğüs kemiği ve kaburgalardan meydana gelir. Omurga; Boyundan başlayarak kuyruk sokumuna uzanan, 33 omurun üst üste gelerek dizilmesiyle meydana gelen bir yapıdır. Bu yapıyı oluşturan omurların her birinde, genel olarak iki yan çıkıntı, bir dikensi çıkıntı, omur cismi, omur deliği, omur yayları ve eklem çıkıntıları bulunur.
Her omur, diğerine kıkırdak disklerle bağlanarak omurgayı meydana getirir. Üst üste dizilen omurlardaki omur delikleri, omurga kanalını oluşturur. Bu kanalın içinde omurilik vardır. Omurga, boyun, sırt, bel, sağrı ve kuyruk sokumu olmak üzere beş bölümden meydana gelir. Boyun bölgesi yedi omurdan oluşur. Bunlardan birincisi atlas, ikincisine de eksen kemiği denir. Kafatası atlas kemiğine bağlıdır. Eksende bir çıkıntı ise atlas kemiğinin içine girmiştir. Bu yapı, kafatasının hareket ettirilmesini sağlar.
Kaburgaların bir ucuyla bağlı olduğu sırt bölgesi ise on iki omurdan meydana gelir. Omurganın bel bölgesi beş omurdan oluşur. Bu kısım hiçbir kemikle bağlantılı olmadığı için, bel bölgesinin rahat hareket ettirilmesini sağlar. Beş kemikten oluşan sağrı ve dört kemikten oluşan kuyruk sokumu kemikleri ise, birleşerek tek bir kemik halini almıştır.
Göğüs kemiği; vücudun göğüs bölgesinde ve kalbin üzerinde bulunur. Bu organı koruma ve kaburgalara bağlanma yeri olarak görev yapar.
Kaburgalar; on iki çift olup , yedi çifti doğrudan göğüs kemiğine bağlıdır. Diğer kaburgalardan 8, 9 ve 10. kaburgalar birleşerek yedinci kaburgaya bağlanırlar.
Son iki kaburga ise, yüzücü kaburgalar olarak adlandırılır. Çünkü bunların ön uçları serbesttir. Bu durum, soluk alış verişi sırasında diyaframın aşağıya doğru rahat hareket etmesine olanak sağlar.

c . Üyeler iskeleti : Omuz kemeri ve kalça kemeri ile kol ve bacaklardan meydana gelir. Omuz kemeri, köprücük ve kürek kemiklerinden oluşur.Kalça kemeri ise, kalça, çatı ve oturga kemiklerinden meydana gelir. Bu kemikler önden birbirleriyle arkadan da sağrı omurlarıyla birleşerek leğen kemiğini oluştururlar.
Kol kemikleri; pazı, ön kol, dirsek, bilek, tarak ve parmak kemiklerinden meydana gelir. Her bir kolda toplam otuz kemik bulunur.
Bacak kemikleri: diz kapağı, uyluk, baldır, kaval, bilek, tarak ve parmak kemiklerinden meydana gelir. Bacağın alt kısmında, önde bulunan kemiğe kaval, arkada bulunan kemiğe ise baldır kemiği denir.

5 . Kemik Oluşumu ve Kontrolü

Kemik dokusunun ve kemiklerin oluşmasında hormonlar,mineraller, dengeli beslenme ve genetik faktörler etkilidir.
Kemiğin sertleşmesi için kalsiyum, fosfor , potasyum minerallerinin kemiğe geçmesi ve bunların kandaki miktarlarının belli sınırlar arasında tutulması gerekir. Kalsiyumun kemikten kana ve kandan da kemiğe geçişi parathormon ve kalsitonin denilen iki hormonla düzenlenir.
D vitamini, kemiklerde kalsiyum ve fosfat birikmesini sağlayarak kemikleri sertleştirir. Derideki D vitamini öncüsü olan maddeler ultraviyole ışınların etkisi ile D vitaminine dönüştürlür. D vitamini yetersizliğinde kemikte gerektiği kadar kalsiyum ve fosfat birikemez ve böylece kemik yumuşak kalır.
Bu durum çocukluk çağında olursa, bacaklarda eğrilikler ( raşitizm ) ve göğüs kafesinde çıkıntı meydana gelir. Şayet yetişkinlerde görülürse kemik yumuşamamasına neden olur.
Kemiğin enine ve boyuna büyümesi ile son şeklini almasında genetik faktörlerde önemlidir.

III . KAS SİSTEMLERİ

Kaslar, canlı organizmada hareket sistemini meydana getiren yapılardandır. Sinir sisteminden sonra, vücudun oldukça özelleşmiş bir dokusunu oluşturur. Kasların en önemli özelliği, kasılma özelliğidir. Bundan dolayı kas hücreleri diğer hücrelere göre uzundur.



Kaslar vücut şeklinin korunmasında ve desteklenmesinde de görev yaparlar. Örneğin, omurgalıların karın kasları, bu bölgedeki organlara desteklik sağlar.
Eklemlerin birbirine bağlanması ve hareketi de kaslarla olur. Dolaşım, sindirim ve boşaltım sisteminin birçok organı kaslarla donatılmıştır.

1 . Kasların Yapısı ve Organizasyonu

Çeşitli organların yapısına katılan kaslar, kas hücreleri ve bunların oluşturduğu kas dokusundan ibarettir. Düz kas, çizgili kas ve kalp kası olmak üzere üç tip kas vardır.

a . Düz Kaslar :
Hücreleri mekik şeklindedir. Büyüklükleri bulundukları organa göre değişir. Çekirdek hücrenin orta kısmında bulunur.
Kas hücrelerinin sitoplazmalarında boyuna uzanan iplikçikler görülür. Miyofibril olarak adlandırılan bu iplikçikler kasılmayı sağlar. Düz kas dokusu isteğimiz dışında çalışır. Bu organların kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Eklembacaklılar dışındaki diğer omurgasız hayvanlar düz kaslara sahiptir.
Omurgalılarda da sindirim, solunum, dolaşım, üreme ve boşaltım sistemlerini meydana getiren organların duvarlarında önemli ölçüde kas dokusu bulunur.

b . Çizgili kaslar :
Omurgasızlardan eklem bacaklılardaki kaslar bu tiptendir. Çizgili kaslar beynin kontrolünde isteğimize bağlı olarak kasılırlar. Bunlar; düz kasa oranlar çok daha hızlı kasılır fakat çabuk yorulurlar.
Çizgili kas hücreleri. Uzun ve silindir şeklinde hücrelerdir. Çok sayında oval şekilli çekirdekleri vardır. Çekirdek hücrelerinin kenar kısımlarında yer alır.
Miyofibriller özel bir diziliş gösterirler. Bu diziliş kas lifinde birbirini izleyen açık ve koyu bantlar meydana getirir.Kas demeti incelenirken kas hücrelerinin sınırları ayırt edilemez. Kas liflerinde açık renkli görülen bölgeler I bandı koyu renkli görülen bölgeler A bandı olarak isimlendirilir.
I bandının tam ortasında koyu renkli ince bir çizgi vardır. Buna Z çizgisi denir. Kas dokusunda ardı ardına gelen iki Z bandı arasındaki bölgeye sarkomer denir ve kasılma birimi olarak kabul edilir.
Miyofibriller çok daha ince ipliklerin düzenlenmesiyle meydana gelmişlerdir.Bunlardan kalın ve kısa olanına miyozin, ince ve uzun olanına aktin iplikleri denir. Aktin ve miyozin ipliklerin temel yapısı proteindir.
Çizgili kasların kemiklere bağlandığı yerler sıkı bağ dokusundan yapılmıştır. Bunlara kas kirişleri veya tendonlar denir. İskelet kasları çoğunlukla çiftler halinde çalışırlar. Her hareket birbirine zıt çalışan çift kaslar sayesinde meydana gelir. Bu kaslara antagonist kaslar denir. Antagonist kaslardan birinin kasılması diğerinin gevşemesine sebep olabilir. Kol ve bacak hareketleri, karın, sırt ve omuz hareketlerinde antogonist kaslar aktivite gösterir. Eğer eklem dik ve hareketsiz kalırsa her iki kas da belli bir kasılma durumundadır. Bu tip hareketler sırasında aynı görevi yapan, yani aynı anda kasılan veya gevşeyen kaslara sinerjit kaslar denir.

c . Kalp kası :
İstemsiz olarak kasılırlar. Liflerdeki telcikler tek çekirdeklidir. Çekirdekler hücrenin ortasında bulunur.
Kalp kası enine bantlaşma gösterdiği için çizgili kasa benzer. Kas telleri kısa boyludur. Birbirine bağlandıkları yerlerde ara diskler bulunur. Ayrıca teller yan kollarla da birbirine bağlanırlar.

2 . Kasların Çalışması

Omurgalıların ve eklem bacaklıların hareketlerinin omurgasızlara oranla çok daha hızlı olmasının sebebi, hareketi sağlayan kasların çizgili olmasındandır. Çünkü çizgili kasların kasılma hızı düz kaslara göre çok daha yüksektir.
Örneğin, bir insanın göz kası saniyenin yüzde biri içinde kasılır. Bir sineğin kanat çarpışı son derece hızlıdır. Havada sabit duruyor gibi kanat çırpan bazı böceklerin, kanat hareketlerini bile görmek imkansızdır.



Kaslar beyin ve omurilikten gelen sinir uyartıları ile uyarılarak kasılma durumuna geçerler.
Düz kas hücrelerinin çoğunluğunda sadece bir kısım hücre sinir uçları ile bağlantılıdır. Diğer hücrelere uyartılar bu hücrelerden aktarılır.
Düz kastaki kasılmanın yavaş olmasının sebebi beklide budur. Halbuki çizgili kas hücrelerinin hepsi veya birkaç noktadan sinir uçları ile temas halindedir. Felç gibi çeşitli sebeplerle hareket yeteneğinin kaybolması, kasların bozulmasından değil kaslara uyartı taşıyan, sinirlerin zedelenmesinden dolayıdır.

Kasların Kasılmasını Uyaran Faktörler

Düz kaslar ve kalp kasını uyaran sinirler otonom sinir sistemine aittir . Çizgili kaslar ise kalın ve miyelinli sinir lifleri ile uyarılır. Sinir uçları çizgili kas hücreleri üzerinde birçok kollara ayrılarak sonlanırlar. Bu noktalara motor plak adı verilir. Bir sinir teli birden fazla sayıda kas hücresi ile bağlantılı olabilir. Örneğin, tek bir motor sinir 650 tane bacak kas hücresini uyarabilecek yapıdadır.
Kas hücreleri motor sinirle gelen uyartıya saniyenin onda biri ile yüzde biri gibi çok kısa süren bir kasılma ile cevap verir.
Kasın kasılma evreleri : Bir kasın kasılması sırasında üç evre ayırt edilir. Bunlar bekleme evresi, kasılma evresi ve gevşeme evresidir.

a . Bekleme (latent) evresi :
Uyarının uygulanması ile kasılmaya başlama arasındaki geçe süredir.Yaklaşık 0,01 saniye sürer.

b . Kasılma evresi : Kasılmanın başladığı an ile gevşemenin başladığı an arasındaki kısa süredir. Yaklaşık 0,04 saniye sürer.

c . Gevşeme evresi : Kasın gevşeyerek eski halini almasıdır. Yaklaşık 0.05 saniye sürer.
Kasılmayı kısa süren bir dinlenme devresi takip eder. Ancak bu dinlenme evresinden sonra ikinci bir kasılma meydana gelebilir.İkinci kasılmanın birincinin üzerine binmesi, kasların normalden daha fazla kasılmasına sebep olur. Bu olaya birikim denir .Kas yoruldukça kasılma giderek zayıflar ve sonunda durur.


3 . Çizgili Kasların Kasılması

Çizgili kasın kasılmasını en iyi açıklayan hipotez kayan iplikler hipotezi olarak bilinir.Kasılma sırasında A bandının boyu değişmezken I bandı kasılır ve H bandı görünmez. Böylece miyozin ipliklerin uçlarının I bandına yaklaşması veya iki Z çizgisinin birbirine yaklaşmasıyla kasın boyu kısalır.
Gevşeme anında ise kas eski özelliğine kavuşur. Buradan kolayca anlaşılabileceği gibi, kas kasılmasında görev alan en önemli yapılar aktin ve miyozin ipliklerdir. Aktin ve miyozin iplikleri arasında oluşan çekim kuvvetleri ve ara köprüler böyle bir kaymanın sebebidir.
Kasılma ve gevşeme sırasında bazı kimyasal maddeler görev aldığı gibi çok miktarda da enerji harcanır. Zaten kaslar, enerjinin en yoğun üretildiği ve harcandığı yerdir. Bu yüzden kas hücrelerinde çok miktarda mitokondri bulunur. Bilhassa kalp kasında mitokondrilerin sayısı fazladır. Kuş ve böceklerin uçma kaslarında da çok miktarda mitokondri vardır.

4 . Kasılmanın Kimyasal Olarak Açıklanması

Önceki bölümlerde çizgili kasların motor sinin lifleri taşıdığı uyartılarla faaliyete geçirildiği belirtilmiştir. Bu sinirlerin kastaki uçlarına motor uç plağı denilmektedir. Motor uç plağı sinir teli ile kas teli arasında oluşmuş bir çeşit sinapstır. Uyartıları kaslara taşıyan motor sinirlerinin son kısımlarında bol miktarda küçük kesecikler vardır. Bu kesecikler asetilkolin taşırlar.
Uyartıların gelmesiyle birlikte asetil kolin, sinir ve kas hücresini ayıran aralığa dökülür. Bu asetil kolin, kas hücrelerinin endoplazmik retikulumlarında depo edilmiş olarak bulunan kalsiyum iyonlarının aktin ve miyozin ipliklerin aralarına yayılmasını sağlar. Bu enerji ile aktinlarin miyozin üzerinde kayması sağlanır. İşte kasılma olayı bu değişmelerle birlikte başlar


Kasların kasılması sırasında glikojen, oksijen, kreatin fosfat ve ATP ’nin azalmadığı gözlenmiştir. Buna karşılık aynı anda karbondioksit, laktik asit, ADP ve inorganik fosfatın arttığı tespit edilmiştir. Bu veriler kasılmanın kimyasal yönden açıklanmasına yardımcı olmuştur.
Kasların kasılabilmesi için gerekli enerji ATP’ den sağlanır. Kalsiyum iyonlarının varlığında, ATP den inorganik fosfatın ayrılmasıyla açığa çıkan enerji kasılmada kullanılır. Kas kasılması sırasında ATP çok çabuk harcandığı için yeniden yapılması lazımdır.
Harcanan ATP nın tekrar yerine konması için birinci enerji kaynağı kreatin fosfat denilen moleküldür. Kreatin fosfattan yüksek enerjili bir fosfat koparılarak ADP, ye katılır. Böylece ATP yeniden ve çabucak elde edilmiş olur. Bunu şöyle gösterebiliriz.


ATP elde etmenin diğer ikinci yolu ise glikozun glikoz ile ATP ye dönüştürülmesidir. Glikozun devamı oksijen varsa mitokondride gerçekleşir.
Oksijen yoksa laktik asit fermantasyonu meydana gelir. Laktik asit oksijenli şartlarda mitokondrilerdeki krebs çemberine katılmak ve daha çok enerji vermek üzere tekrar pirüvik asite dönüştürülür.

Glikoz kalmayınca, glikojen yıkımı başlar. O da bitince diğer besinler solunuma katılır.


İskelet kasında oluşan ATP ya doğrudan kullanılır, ya da geçici olarak kreatin fosfat şeklinde depolanır. Çünkü kreatin fosfat depolanabilen yüksek enerjili bir bileşiktir.
Kaslar oksijensiz şartlardaki kasılmalarını sürdürebilmek için glikolizle enerji elde etme yolunu kullanırlar. Çünkü kaslar aşırı derecede çalıştıkları zaman enerji elde etmek üzere hemen gerekli oksijeni bulamazlar. Oksijenin bol bulunmadığı hallerdei sitoplazmadaki glikojen laktik asite yıkılırken, serbest kalan enerji kreatin fosfatın yeniden sentezlenmesini sağlar.
Bu defa da kaslarda kas yorgunluğuna neden olarak laktik asit birikimi görülür. Oksijenin az olduğu ortamlarda görülen yorgunluk belirtilerinin sebebi budur.
Fizyolojik tetanoz : Kasa arka arkaya uyarı verilirse, kas gevşemeye vakit bulamaz, kasılı bir vaziyette kalır. Bu duruma fizyolojik tetanoz denir.

Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=